İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasında, aralarında İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 53’ü tutuklu 436 sanığın yargılandığı davanın 101’inci duruşması Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde bulunan İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nde gerçekleştirildi. Dört gündür süren savunma sürecini bugün tamamlayan Ekrem İmamoğlu, yerel yönetimlere dair vizyonunu ve toplumsal barışa ilişkin değerlendirmelerini mahkeme heyetiyle paylaştı.

HABERİ OKUİstanbul’da FETÖ operasyonu: 3 firari şüpheli yakalandı

Demokratik Katılım ve Güçlü Devlet Vurgusu

İmamoğlu, yerel yönetimlerin demokratik katılım, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleriyle güçlendirilmesi gerektiğini belirtti. “Yerel yönetimlerin demokratik katılımı, şeffaflığı ve hesap verebilirliğini güçlendireceğiz. Üniter devlet anlayışımızı koruyarak; yetkiyi, kaynağı, sorumluluğu vatandaşa en yakın yerde etkinleştireceğiz” ifadelerini kullanan İmamoğlu, rant odaklı değil, insan ihtiyaçlarını gözeten dayanıklı ve yaşanabilir kentler kurma hedefinden bahsetti. Güçlü devlet kavramını makam araçları üzerinden eleştiren İmamoğlu, devletin gücünün ithal araçlarla değil, 100 yıl önce kurulan Sümerbank ve Etibank gibi değerlerle ölçülebileceğini savundu.

Huzurlu bir toplumun sadece sessizlikten ibaret olmadığını vurgulayan İmamoğlu, insanların düşüncelerini özgürce ifade edebildiği, haksızlık karşısında devletin güvencesini hissettiği bir ortamın şart olduğunu dile getirdi. İmamoğlu, “Huzur dediğim şey sessizlik değildir. İnsanların korktukları için konuşmadıkları bir ülkeye huzurlu ülke denmez” diyerek, Türkiye’nin kendi içinde kavga etmekten yorulduğunu ve artık samimiyet ile umut arayışında olduğunu ifade etti.

Toplumsal Barış ve “40’lar Meclisi” Anlatısı

Toplumsal barışın sağlanması için kimliklerin silah haline getirilmemesi gerektiğini savunan İmamoğlu, Türk ve Kürt vatandaşların birbirine güven duyduğu bir Türkiye hayalini paylaştı. İnançlar arasında kuşku olmaması gerektiğini belirten İmamoğlu, Alevi kültüründeki “40’lar Meclisi” geleneğini örnek göstererek, bu anlayışın birleştirici gücüne dikkat çekti. Farklı inanç ve kimliklerin bir arada yaşamasının Türkiye’nin zayıflığı değil, en büyük gücü olduğunu belirten İmamoğlu, bu çeşitliliği ortak vatan ve Cumhuriyet bilinciyle koruyacaklarını belirtti.

Reklam

Ekonomik alanda ise Türkiye’nin zenginliğinin adil paylaşılması gerektiğine dikkat çeken İmamoğlu, büyük bir iktisat seferberliğine ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Çocukların eğitimde fırsat eşitliğine kavuşacağı ve gençlerin gelecek kaygısı taşımayacağı bir sistemin şart olduğunu belirten İmamoğlu, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” diyerek sözlerini noktaladı. İmamoğlu, Türkiye’nin ikinci yüzyılında planlı, adil ve sürdürülebilir bir ekonomi modeliyle kalkınma rotasının yeniden çizilmesi gerektiğini vurguladı.